IMKB : 999 / -3,38 $ : 7,30 / 0,73 : 8,62 / 0,27 Altın : 485,07 / 0,98





Ne oldu da böyle oldu?
23 Mayıs 2015 14:32


Selim Şiper
Modern dünyada hiçbir şey “enerji” kadar insanları etkilemiyor; tabii ki sağlık ve doğa olayları dışında..

PAYLAŞ : Share/Bookmark
Modern dünyada hiçbir şey “enerji” kadar insanları etkilemiyor; tabii ki sağlık ve doğa olayları dışında..
 
Kaynaklardan başlayıp en son noktada kullanımına kadar giden yol ve her aşaması başta ekonomi olmak üzere uluslararası ve milli siyaseti, kısa ve uzun vadeli yatırımları, dünyanın genel barış ve huzurunu; hatta insanların davranış ve alışkanlıklarını belirliyor. Uzun vadede mutlak kazananların kimler olacağına kısa vadede alınan pozisyonlar ve sahip olunan enerji vizyonu karar veriyor.
Son birkaç ayda yaşadıklarımız bunların en güzel örneği niteliğinde: Herkesin ilgi noktası petrol fiyatlarının neden düştüğü ve bundan sonra ne olacağı merkezine odaklanmış durumda.
 
Bu konuda söylenebilecek tek doğru var: Fiyat düşmesinin tek bir nedeni yoktur ve neden bileşenleri tam olarak bilinemez; dolayısıyla ne olacağı da tam olarak kestirilemez.
 
Üç önemli etken
 
Bütün bu güçlüklere rağmen arka plandaki dinamikleri görmek, tarihi olguları ve eğilimleri anlayabilmek, birbirini etkileyen, tetikleyen faktörleri fark etmek geleceğe hazır olmak açısından yararlıdır. Petrol fiyatlarının kısa sürede yarıdan fazla düşmesinin olabilecek nedenleri ve bunu etkileyen faktörler incelendiğinde rastlanabilecek üç ilginç etken, eski teknoloji - yeni teknoloji savaşı, enerji tasarrufu ve siyasi etkileşim olarak aşağıda ele alınmaktadır. 
 
Tarihi perspektiften bakıldığında tespit edilebilecek bariz husus, en önemli ve hala mukayese dahi edilemeyecek biçimde kullanım bulan enerji kaynağının fosil yakıtlar olduğudur. Fosil yakıtlar arasında ise doğal gaz, petrolün saltanat ve gündem hâkimiyetini yıkamamıştır.
 
Son 50 yılda enerji ile ilgili konular esasen iki eksen etrafına toplanmıştır. Birinci eksen temin, yeterlilik ve erişim; diğeri ise çevreye olan etkidir. Birinci eksen daha çok gelişmekte olan, imkânları kısıtlı ülkelerin sorunu iken (özellikle erişim ve temin maliyeti); gelişmiş ülkeler yeterlilik ve çevreye olan etkiler konularına odaklanmışlardır.
 
Modern dünya büyük çoğunlukla fosil yakıtlar üzerinden enerji temin ediyor olsa da; hangi fosil yakıt olursa olsun her birinin değişik dezavantajları mevcuttur. En ucuz fosil yakıt olan kömür, aynı zamanda çevre yükü teşkil eden salınımları en yüksek olandır. Petrol her zaman jeopolitik tehlikelerden en fazla etkilenen olmuştur. Doğal gaz boru hatları sayesinde kesintisiz sayılabilecek tedarik imkânına sahipken, ülkeler arası siyasetin ve iç-dış politikanın malzemesi niteliğindedir ve ülkeler arası bağımlılıklar yaratmaktadır (Avrupa’nın Rusya’dan gaz temini gibi). 
 
Öte yandan alternatifler arasında nükleer enerji Japonya Fukushima afetinden sonra tekrar şüpheci bir yaklaşıma maruz kalmış, hatta Almanya nükleer enerji kullanımından vaz geçtiğini açıklamıştır. Yenilenebilir enerji kaynakları ise başta güneş ve rüzgar olmak üzere akıtılan tüm maddi destek ve teşviklere rağmen son tahlilde marjinallik mertebesinin üzerine geçememiştir.
 
Barışık yaşama
 
Bütün bu tarihi gelişimin işaret ettiği husus, dünyanın uzunca bir müddet daha, diyelim ki 3 ila 4 nesil süresince fosil yakıtlarla barışık yaşaması gereğidir. “Barışık yaşama”dan anlaşılması gereken bu  kaynakları en etkin ve etkili şekilde ve yeterliliği  uzatmak için mümkün olan en az seviyede kullanmak; dezavantajlarını asgariye indirecek çabaların içinde olmaktır. 
 
Yeterlilik açısından bundan 10 yıl öncesine kıyasla daha iyimser olmak durumundayız; çünkü petrol ve doğal gazda yeni teknolojiler sayesinde eskiden erişilemeyen kaynakların kapısı açılmıştır.
 
İlk kez 2006-2007 yıllarında konu etmeye başladığımız shale gas = kaya gazı ve tight oil = kaya petrolü gelinen noktada öngördüğümüz şekilde dünyanın enerji geleceğini değiştirmiş, eski dengeleri yeni yörüngelere oturtmuş durumdadır.
 
Yeni teknoloji imkânlarını herkesten önce kullanabilmiş olan ABD, bu sayede artık dünyada sadece tüketimin değil; üretimin de liderliğini, belirleyiciliğini ele geçirmiştir. 
 
Mülki haklar
 
ABD bu atılımını sadece maddi imkânlarının genişliği ve jeolojik şansına borçlu değildir. Burada belki de başta Avrupa olmak üzere Eski Dünya’nın örnek alması, üzerinde düşünmesi gereken bir faktör daha mevcuttur: Mülkiyet hakları. Bilindiği gibi ülkemizde de olduğu üzere Avrupa’da sahiplik sadece arazinin yüzeyi için geçerlidir. Yani arazi sahibi hiçbir zaman izdüşümü yerüstü hava sahasının ve izdüşümü yeraltı alanının tam olarak sahibi değildir. Kuyu açarak yeraltından su bile çıkartsa kamuya bir bedel ödemek zorundadır. Arazisinin altında bir maden keşfedilen bir malik, genelde bu işletmeye karşı koymaya çalışır; çünkü bu maden, işletme izni vasıtasıyla kendi tasarrufunun dışına çıkabilmektedir. Arazisinin üzerine bile ne yapabileceği kamu tarafından belirlenir, öngörülür.
ABD’de ise özel mülk kavramı çok gelişkin ve saygı duyulan bir kavramdır. Hem arazi yüzeyi, hem yeraltı, hem yerüstü izdüşümü arazi sahibinindir ve tasarrufuna tabidir. Yani ABD’ de arazi sahibi arazisinin altında petrol veya bir maden tespit edildiğinde birinci derece hak sahibidir ve dolayısıyla kısa zamanda işlenmesini arzu eder.
 
İşte Avrupa ülkeleri kamu kararlarıyla, arazi sahiplerinden karşıtlık görerek, inceleme komisyonları kurarak bir şeyler yapmaya çalışırken ABD’nin 5 yıl içinde bu konvansiyonel olmayan kaynaklardan günde 4 milyon varil petrol çıkartabilmesinin sebebi budur.
 
Bir kesim, petrol fiyatlarındaki ani düşmeyi bu yeni sistemlerle elde edilebilen petrol ile eski, geleneksel yöntemlerle üretilen klasik petrolün savaşına bağlamaktadır. Yani bu yeni yöntemlerin hızını kesebilmek için başta Suudi Arabistan olmak üzere petrolü 20 doların altında üretebilen üreticiler, fiyatları 50 dolar civarı üretim yapabilen “nev-zuhur” üreticilere karşı bir engellemeye girişmiş olabilirler. Bu, ticari mantık açısından geçerli bir etken senaryosudur. 
 
Öte yandan bir başka etken ise uzun zamandan beri süregelen enerji tasarrufu odaklanması neticesinde petrol piyasalarının yüksek fiyatları besleyecek artışlara sahip olamamasıdır.
 
Toplam dünya gayrisafi hasılası (GDP) yıldan yıla yaklaşık yüzde 3-4 arasında artış kaydetmektedir. Buna mukabil kaynak ve formatına bakılmaksızın toplam enerji ihtiyacı sadece 2%’ler mertebesinde artış göstermektedir. Artan ekonomik aktiviteye ve gelişen ülkelere rağmen bu farkın oluşması daha verimli motorlara, daha efektif araç gereçlere, daha yalıtımlı ve az enerji ihtiyaçlı binalara ve artmış karbon salınımı duyarlılığına bağlıdır.
 
Örnek vermek gerekirse Economist dergisine göre son 7 yılda ABD ekonomik büyümesi yüzde 9 olarak gerçekleşmiş ama petrol ürünleri talebi yüzde 10 geri gitmiştir. Almanya’da konutlarda tüketilen elektrik miktarı, artmış konut sayısına ve daha fazla elektrikli araçlara rağmen 1990 yılında tüketilen miktarın altına inmiştir.
 
Enerji tasarrufu
 
Alınan değişik tedbirler çerçevesinde aralarında ABD, Japonya ve Almanya’nın da bulunduğu ilk 11 Uluslararası Enerji Ajansı üyesi ülkelerde 2011 yılında 743 milyar dolar tutarında 1,4 milyar ton petrol eşdeğeri enerji tasarruf edilmiştir.
 
1990 yılından beri petrol fiyatları hep arz-talep dengesinde şok yaratabilecek durumlardan etkilenmiştir; örneğin Irak’ın Kuveyt’e girişi, Asya finansal krizi, 9-11 saldırısı, küresel finans krizi. Oysa ilk kez böyle bir sebep yokken petrol fiyatları çok kısa zamanda yarı yarıya gerilemiştir.
 
Acaba bu durum 2003’te yayınlanan Goldman Sachs’in meşhur “100 dolarlık petrol” (ki o noktada petrol 30 Dolar seviyesindeydi) raporundan sonra yukarıya doğru hareketlenen petrol fiyatlarının arkasındaki rüzgarın, talep azalması nedeniyle kesilmekte olmasına mı işaret etmektedir?
 
ABD-Rusya çekişmesi mi?
 
Bu iki etkenden sonra bir de yabana atılamayacak, komplo teorisi tadında bir görüşe de yer verelim: Bu görüşe göre petrol fiyatlarının neredeyse sebepsiz düşüşünün ardında bir ABD- Rusya çekişmesi yatıyor olabilir. Rusya petrolleri OPEC petrolünün 20-30 dolarlık maliyetinin yaklaşık iki katı fiyatta başa baş noktasını yakalayabilmektedir. 60 Dolar civarı bir petrol fiyatı Rusya’yı ekonomik güçlüğe sokabilecek potansiyele sahiptir.
 
Dünyada petrol ilk kez 140 Dolarlık fiyatı 2008’in ilk 7 ayında görmüştür. Ağustos 2008’de Güney Osetya meselesi nedeniyle Rusya, Gürcistan’a müdahale etmiştir. Bu müdahaleyi takip eden haftalarda petrol fiyatının 60-70 dolarlara gerilemesini, sıkı bir müttefikini koruyan ABD’nin bir uyarısı olarak yorumlayanlar vardır. Günümüzde de Ukrayna’daki durumlar ve bu duruma ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin tepkisi acaba petrol fiyatı üzerinden bir baskılama arayışı olabilir mi? Acaba imzalanan ateşkes anlaşmasından ve bazı adımların atılmasından sonra petrol fiyatlarında bir artış olacak mıdır? Nitekim bu anlaşmanın hemen akabinde petrol fiyatı 60 dolar seviyesine dönmüştür.
 
Denilebilir ki, ABD’nin de artık ancak 60 dolarlık fiyatlara mal olan, konvansiyonel olmayan petrol kaynakları var, neden kendini de cezalandırsın? Bunun cevabı ABD’nin zaten petrol ihracatçısı konumunda olmadığı (bilindiği gibi ABD’den petrol ihracatı halen yasaktır) ve bu yeni teknolojinin klasik teknolojiye göre çok daha çabuk devreye girip çıkabildiğinde yatmaktadır.
Petrol fiyatlarının düşmesinde bütün bu etkenler değişik oranlarda rol oynamış ve birbirini destekleyen, paralel etki yaratmıştır.
 
Sonsöz: Enerji yoktan var edilemez, sadece dönüştürülebilir.


Bu haber 1499 kez okunmuştur


Bu habere henüz yorum yazılmamış

İlk yorum yazan siz olun!








Köşe Yazarları