IMKB : 999 / -3,38 $ : 7,30 / 0,73 : 8,62 / 0,27 Altın : 485,07 / 0,98





Gaz zamanı
24 Ağustos 2015 09:23


Selim Şiper
Geçtiğimiz günlerde TOBB Doğal Gaz Meclisi’nin 5 yaşına bastığı toplantısına misafir olduk. Hakikaten son derece seviyeli, uygar, bilimsel tartışmaların ve bilgi aktarımının yapılabildiği, şeffaflık içinde çalışmalarını yürüten; üretken ve yol gösteren bir meclis. Tüm paydaşları kutluyor ve başarılı çalışmalarla dolu, ahengi ve havası bozulmadan uzun yıllar diliyoruz.

PAYLAŞ : Share/Bookmark

Geçtiğimiz günlerde TOBB Doğal Gaz Meclisi’nin 5 yaşına bastığı toplantısına misafir olduk. Hakikaten son derece seviyeli, uygar, bilimsel tartışmaların ve bilgi aktarımının yapılabildiği, şeffaflık içinde çalışmalarını yürüten; üretken ve yol gösteren bir meclis. Tüm paydaşları kutluyor ve başarılı çalışmalarla dolu, ahengi ve havası bozulmadan uzun yıllar diliyoruz. 

Oradan “aldığımız gazla” doğal gaz konularına bir giriş yapmanın zamanı gelmiştir görüşündeyiz. Toplantıda dile getirildiği üzere ülkemizde bu yıl doğal gaz pazarının büyümesi yavaşlamış durumda… Artan hane penetrasyonuna rağmen -geçmiş bir yıl içinde tüketime 1 milyonun üzerinde hane katılmış- sanayi tüketimi ve doğal gaz bazlı elektrik üretimindeki gerilemeler pazar gelişimini olumsuz etkilemiş; bu tür aksaklıklar dikkate alınmadan yapılan veya hiç yapılmayan hesaplar bazı girişimcileri zor duruma sokmuş.

Dünyadaki gelişmeler global gaz pazarını etkiliyor

Ülkemizde durum bu merkezde iken dünyada da enteresan gelişmeler global doğal gaz pazarını derinden etkilemekte. 2011 yılında Uluslararası Enerji Ajansı doğal gaz konularında yatırım iştahı artıran bir rapor yayınladı. Bu raporda gelişmekte olan ülkelerdeki talebin ve tüm dünyadaki elektrik üretiminin tetikleyeceği yüksek hızla gelişecek bir doğal gaz pazarı öngörülmekte ve 2030 yılı civarında doğal gazın elektrik üretiminde, bugünün bir numaralı oyuncusu kömürü tahtından indireceği tahmin edilmekteydi. Hatta önümüzdeki 20 yıl, “gazın altın çağı” olarak tasvir edilmekteydi. Herkes için son derece iyimser bir dönem başlamış, hatırı sayılır tüm enerji devleri doğal gaza yapacakları yatırımlar konusunda adeta yarışa başlamışlardı.

Bir gün herkes gazcı olacak

Bu yarışın sonucu olarak, süreç içerisinde Çin ve Japonya’nın başı çektiği doğu Asya bölgesinin artan ihtiyaç projeksiyonları Avustralya ve Papua Yeni Gine gibi uzak muhitlerde muazzam projeleri gündeme getirmiştir; açık deniz kuyularından, eski kömür yataklarına kadar doğal gaz çıkarma çözümleri oluşturulmaya başlamıştır. Bunların paralelinde ise LNG – Sıvılaştırılmış Doğal Gaz alt yapıları (ayrıştırma ve sıvılaştırma üniteleri, terminaller vs.) geliştirilmiştir. Aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’ndeki shale gas- kaya gazı fenomeni ABD’yi dünyanın bir numaralı doğal gaz üreticisi konumuna getirmiş ve LNG ithalat terminallerinin, LNG ihraç terminallerine dönüştürülmesine  girişilmiştir. Dünyanın petrol devleri ise yaptıkları yatırımlar, giriştikleri ortaklıklar, satınalmalar ve projelerle petrol devinden ziyade “bir gün herkes gazcı olacak” misali gaz devi olma yolunda hızla ilerlemeye geçmişlerdir.

Yerini doğal gaza kaptıran kömür tahtını geri aldı 

Bütün bu “gaz baharı” yaşanırken beklenmedik bir şey oldu: Avrupa’da yaklaşık 10 yıl kadar önce elektrik üretiminde yerini doğal gaza kaptıran kömür, tahtını geri aldı… Bu gelişmenin ana sebepleri, kömürün yerel olarak bulunabilmesi, fiyatının gerilemiş olması, yeni teknolojilerin çevreye daha az yük getirmesi gibi etkenler gösterilmekteydi. Esasen bir başka etken de Avrupa’da kömürün yerli üretim bir kaynak olması hasebiyle vergilendirme açısından iltimas görmesiydi. Avrupa Birliği regülasyonları çevreye ağır yük getiren kömür gibi kaynakları yüksek vergilendirerek pazardan dışarı itme politikasıyla hazırlanmışsa da kömür özelinde bazı açık kapılar, boşluklar bırakılmıştı. Bugün bu boşlukların kapatılması için bazı girişimler başlamıştır, sonuç için uzun zaman süreci izlemek gerekebilecektir. 

Öte yandan son birkaç yılda özellikle hidrolik kaynaklar ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları da doğal gaz talebini aşağı çeken etkiler yapmışlardır. 

LNG arzı arttığı halde talep tarafında artış gözlemlenmedi

Genel olarak baktığımızda son üç yılda LNG arzı arttığı halde, talep tarafında herhangi bir kayda değer artış gözlenememiştir. Bunun sonucu olarak da pazar “alıcı piyasası”na dönüşmüş ve petrol fiyatlarıyla birlikte fiyatlar aşağıya doğru yönelmiştir. Bu yılın ilk altı ayında ABD. Louisiana Henry Hub dağıtım havzasında fiyatlar 2,75 dolar/milyon BTU seviyelerine kadar geri çekilmiştir. Bu fiyat seviyesi artan talebe rağmen son üç yılın en düşük seviyesidir. Öte yandan Japonya, ki tamamen LNG bağımlısı olduğu için LNG fiyatlarının temposunu belirleyen birinci müşteridir, Milyon BTU başına spot pazarda 6,65 Dolar ödemeye başlamıştır. Bu fiyat Japonya’nın son beş yılda ödediği en düşük fiyattır ve Avrupa doğal gaz fiyatının altındadır.

Belli ki bu “altın çağ” doğal gazın altın çağı olmak yerine tüketicilerin, müşterilerin altın çağıdır. Bu şansı fırsata dönüştürebilecek dirayeti gösterebilen doğal gaz ithalatçısı ülkelerin altın çağıdır. Nitekim Hindistan’ın hem petrolde hem doğal gazdaki bu eğilimi kendi yaralarını saracak mola olarak değerlendirebildiğinden önceki yazılarımızda bahsetmiştik. 

Şu anda petrol üreticileri gibi, LNG ve doğal gaz yatırımcılarının da canı yanıyor. “Gaza gelip” başlatılan yüksek fiyat varsayımlı dev projeler sonuçlanıyor, milyonlarca ton yeni kapasite devreye alınıyor. Bu gidişle global ihracat kapasitesi 2018’e kadar yılda 400 milyon ton kapasiteye ulaşacak gibi gözüküyor. Çok değil, daha iki yıl önce söz konusu kapasite 300 milyon tonun altındaydı. Bahsettiğimiz dev projeler sayesinde 2020 yılı civarında Avustralya ihracat arzını bugünkünün üç misline katlayıp neredeyse 90 milyon tona çıkartacak ve Katar’ı ihracat şampiyonluğundan edecek. Gelecek yılın başlarında Batı Avustralya’da 40 milyar dolar’a mal olan iki açık deniz ünitesinde üretim başlayacak. A.B.D bu yıl LNG ihracatında öngördüğü seviyeye çıkacak. Papua Yeni Gine’de 20 milyar dolar’lık bir proje öngörülen zamandan önce üretime başladı bile…

Düşen spot fiyatlar yüzde 25’lik bölümü ilgilendiriyor

Ciddi kaynaklara göre düşen fiyatlar bir anda bütün yatırımları sekteye uğrattı ve son aylarda herhangi bir yeni proje duyurumu gerçekleşmedi. Yine de durum petrol tarafında olduğu kadar kötümser değil. LNG projeleri o denli yüksek yatırım gerektiriyorlar ki zaten uzun vadeli tedarik anlaşmaları yapılmadan, yatırımın bir kısım geri dönüşü garanti altına alınmadan girişilmiyor. Bu tür önceden taahhütlenmiş alımlar toplam dünya ticaretinin yüzde 75’ini teşkil etmekte. Yani düşmekte olan spot fiyatlar sadece yüzde 25’lik bir bölümü ilgilendiriyor. Yine de alıcı piyasasında müşteriler sıkı pazarlık edip, fiyatları aşağıya çekme gücü göstermekteler. Örnek vermek gerekirse; Japonya geçen yıl milyon BTU başına 16 dolar’dan 5 -10 yıllık anlaşmalar yaptı. O dönemde spot fiyatlar 12 Dolar mertebesindeydi. Şimdiki tahminler spot fiyatların 7 Dolar civarında olacağını öngörüyorlar. Bu çerçevede Japonya’nın uzun vadeli kontrat fiyatları 11-12 Dolar civarında. Eski zamanlarda doğal gaz işi daha çok devlet veya devletle ilintili şirketlerin iştigalindeydi ve bu kadarlık bir sapma ihtimali çok da fazla etki yaratmıyordu. Oysa şimdi bu yatırımlara girişen özel şirketler tabii ki daha temkinli ve ürkek davranmaktalar. 

Yine de LNG yakın bir gelecekte gaz dünyasının “ana ve esas teşkil eden formatı” olma yönünde emin adımlarla ilerliyor. Boru hattının coğrafi kısıtlarına tabi olmadığından dünya doğal gaz ticaretini bölgesellik ve politik keyfilikten çıkarıp;  global ve piyasa ekonomisine uyan bir ticaret şekline sadece LNG dönüştürebilecektir. Dünyada tüketim coğrafyalarıyla doğrudan bağlantısı olamayan örneğin Avustralya gibi kaynakların tek yönelebileceği format da LNG’dir. 1’e 600 gibi bir yoğunlaşma, kompresyon oranına sahip LNG doğal gazın en “kompakt” hali olduğundan özellikle ağır vasıtalar için geleceğin otomotiv yakıtı olma yolunda ilerlemektedir.

 Doğal gaz otomotiv yakıtı olarak kabul görecek

Doğal gazın gerek elektrik üretiminde beklenen yeri alamaması ve diğer tüketimlerin çeşitli sebeplerle (ekonomik gelişmeler, politik kısıtlar, enerji verimliliği yüksek binalar ve gereçler gibi) öngörüldüğü kadar artmamasının yanı sıra otomotiv yakıtı olarak artan bir kabul göreceğinin sinyalleri alınmaktadır. Özellikle karbon emisyonu, sera gazı etkisi, çevre özeni açısından duyarlılık arttıkça bu kullanım şekli hem teşvik hem de kabul görecektir. Gaz bazlı otomotiv yakıtlarının çeşitlenmesine baktığımızda otomobil, kamyonet, minibüs türü hafif - orta taşıtların LPG ve CNG’ye; kamyon ve otobüs gibi ağır vasıtalar ile iş makinalarının LNG’ye yönelmeleri zaten halihazırda gerçekleşmektedir. Ülkemizde 4 milyonun üzerinde LPG ve benzin kullanan çift yakıtlı (dual fuel) araç, Hindistan’daki 800 binin üzerinde CNG kullanan triportörden kamyonete kadar değişik vasıtalar ve Çin’deki sadece LNG kullanan (mono fuel) 50 binin üzerindeki kamyon ve otobüs bu beklentinin en güzel örnekleridir. Bu arada hemen belirtelim, doğal gaz (metan) üretimi arttıkça LPG’de de doğal gazdan ayrıştırılarak elde edilen miktar artmaktadır. Dolayısıyla LPG’yi de bir doğal gaz türevi olarak bu sınıfta görmek doğrudur.   

Bütün bu gelişmeler çerçevesinde gazda “altın çağ” yaşanması uzak ihtimal de olsa, yine de en azından bir “gümüş çağ” yaşanmaktadır. Dileriz ki tüm tüketiciler ve ülkemiz gibi enerji kaynağı şansı bahşedilmemiş diğer ülkeler hep “altın çağ”da yaşasınlar.

Sonsöz: Gaza gelip hesapsız kitapsız geleceklerini “altın çağ”a bağlayanlar, buharlaşma tehlikesiyle yaşarlar. 

 


Bu haber 4016 kez okunmuştur


Bu habere henüz yorum yazılmamış

İlk yorum yazan siz olun!








Köşe Yazarları