IMKB : 89.085 / -0,62 $ : 6,69 / 1,32 : 7,31 / 0,93 Altın : 342,00 / -0,26





Enerjide 2016'ya bakış ve 2017 beklentileri
18 Ocak 2017 15:37


Emin Danış
emin.danis@gerpartners.com
Hızlı bir dönüşümden geçen küresel enerji sektörü ve piyasaları açısından 2016 yılı belirsizliklerin ve dalgalanmaların arttığı bir yıl oldu.

PAYLAŞ : Share/Bookmark

 Hızlı bir dönüşümden geçen küresel enerji sektörü ve piyasaları açısından 2016 yılı belirsizliklerin ve dalgalanmaların arttığı bir yıl oldu. Dünya enerji piyasalarında 2016’da öne çıkan önemli gelişmeleri ve 2017 beklentilerini başlıklar halinde ve detaylı olarak değerlendirmeden önce geride bırakmakta olduğumuz 2016 yılında neler olduğunu kısaca hatırlayalım.

2016’da yenilenebilir enerji yatırımlarında hızlı artış devam ederken petrol fiyatları oldukça dalgalı bir seyir izledi.  Düşük fiyatlar nedeniyle petrol arama-üretim yatırımlarındaki gerileme devam etti. İklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir kilometre taşı olan Paris Anlaşması 4 Kasım’da resmi olarak yürürlüğe girdi. ABD seçimlerinden Trump’ın zaferle çıkması ve ülkenin enerji politikasında Obama yönetiminin aksine fosil yakıtların politika önceliği olacağına ilişkin açıklamaları tartışmaları da beraberinde getirdi.

PETROL
 
Petrol fiyatlarında 2014’ün ortasında başlayan düşüş 2016’nın ilk ayında da devam etti. 2016’ya 37 dolardan başlayan Brent petrolün varil fiyatı 20 Ocak’ta 27.1 dolara, seneye 36.76 dolardan başlayan Amerikan vadeli ham petrolü WTI’ın varil fiyatı ise 11 Şubat’ta 26.05 dolara kadar gerileyerek yıl içindeki düşük seviyelerini gördü. Bu seviyeleri gördükten sonra artışa geçen fiyatlar OPEC’in petrol arzında kısıntıya gidilmesi konusunda anlaşmaya varılamaması ve arzdaki artışın devam etmesinin etkisiyle yılın geri kalanında dalgalı bir seyir izledi. 30 Kasım’daki OPEC toplantısında üretiminin 6 ay süreyle 32.5 milyon varil/güne indirilmesi için anlaşmaya varması ve OPEC dışındaki diğer önemli üreticilerin de anlaşmaya katılmasıyla birlikte artışa geçen petrol fiyatları 2016’yı 50 doların üstünde kapattı. 30 Aralık’ta Brent petrolün varil fiyatı seneyi 56.86 dolardan kapatırken WTI ise 53.72 dolardan kapattı.
 
 
Mevcut parametreler ışığında yapılan değerlendirmeler 2017’nin ilk yarısında petrol fiyatlarının üretimdeki düşüşe bağlı olarak yükselmeye devam edeceğini ve 55-60 dolar bandında hareket edeceğini gösteriyor. 2017’nin ikinci yarısında ise OPEC’in üretim kısıntısı kararının etkileri, devam edip etmeyeceğine yönelik Mayıs ayında yapılacak toplantıdan çıkacak sonuç ve halen yüksek seyreden petrol stoklarındaki değişim fiyatlar üzerindeki en önemli belirleyiciler olacak.
 
2016 yılındaki tarihi seviyelere çıkan petrol üretimine değinmeden geçmeyelim. Rusya, Kasım 2016’da günlük ortalama 11.17 milyon varillik petrol üretimi ile Sovyetler sonrası dönemin en yüksek üretimini yakaladığı gibi Suudi Arabistan ile arayı açarak Dünya’nın en büyük petrol üreticisi olmayı sürdürdü. İkinci sıradaki Suudi Arabistan’ın 2016’daki en yüksek üretimi ise Ağustos ayındaki 10.70 milyon varil ile gerçekleşti. 
 
2014’te toplam 760 milyar dolar ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkan küresel upstream harcamaları petrol fiyatlarındaki hızlı düşüşe bağlı olarak 2015’de yüzde 23 gerileyerek 583 milyar dolara düşmüştü.  Fiyatlarda devam eden düşüşle birlikte 2016 upstream harcamalarının 438 milyar dolara gerilemesi bekleniyor. 2017’de ise upstream harcamalarında OPEC’in üretim kısıntısı kararı sonrası yükselen fiyatların etkisiyle düşüşün durması ve yüzde 3’lük artışla 450 milyar dolara yükseleceği tahmin ediliyor. Harcamalarda en yüksek artışın ABD’deki şeyl upstream tarafından olacağı değerlendiriliyor. Baker Hughes verilerine göre, dünya genelindeki sondaj kulesi 2014 yılında 3.578 adet olurken bu rakam 2015’de 2.337’ye geriledi. 2016’nın 11 aylık döneminde ise kule sayısı 1.577 adete gerilemesine rağmen ABD ve Kanada’dan gelen veriler toparlanmaya işaret ediyor. Geri kalan ülkelerde ise düşüşün devam ettiği ve fiyat artışlarına daha geç tepki verdiği görülüyor.
 
YAPTIRIMLARIN KALDIRILMASI SONRASI İRAN
 
İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip ülkelerinden birisi olan İran’a ilgi de artmıştı. Bununla birlikte İran’ın petrol ve gaz üretim kapasitesinin sınırlı olması planlanan üretim hedefleri için yabancı yatırımları ve teknoloji transferini zorunlu kılıyor. Petrol fiyatlarındaki düşüş ve önümüzdeki yıllarda LNG arzında beklenen artış İran’a yapılması beklenen yatırımların önünde ciddi belirsizlik oluşturuyor. İran’ın iddialı üretim hedeflerine rağmen hem petrol hem de doğalgaz üretiminde büyük kapasite artışı sağlaması kısa ve orta vadede mümkün görünmüyor. ABD’de yeni Başkan Trump’ın İran’la yapılan anlaşma konusundaki geçtiğimiz aylarda yaptığı eleştiriler ve yeni yönetimle birlikte ABD’nin İran politikasının tekrar değişeceğine yönelik beklentiler İran petrol ve gaz endüstrisi üzerindeki belirsizlikleri arttırıyor. 

DOĞALGAZ
 
2016’da düşük petrol fiyatları başta petrole endeksli kontratlar olmak üzere doğalgaz fiyatlarını düşürmeye devam etti. Asya piyasalarında düşük petrol fiyatlarına ek olarak Japonya’nın nükleer santrallerini tekrar açma kararının ülkenin LNG talebini azalttığı ve spot fiyatlardaki düşüşü desteklediği görüldü.
 
2016’da gerileyen fiyatların OPEC kararı sonrası 2017’de önceki yılki seviyelerin üstünde seyretmesi bekleniyor. LNG fiyatlarında görülen düşüşe ek olarak LNG piyasalarında önümüzdeki yıllarda başta ABD, Avustralya ve 2020 sonrası Doğu Afrika’daki ülkelerden gelecek ilave arzla birlikte önümüzdeki 10 yıllık dönemde arz fazlasının oluşması ve bunun da LNG fiyatlarını baskılaması bekleniyor. İlave arzla birlikte önümüzdeki yıllarda FSRU, daha küçük ölçekli gazlaştırma terminallerinin sayısının artması ve LNG’nin gaz ticaretindeki payını arttırması bekleniyor. 
 
 
 
ABD LNG İHRACATÇISI OLDU
 
24 Şubat’ta ABD Louisiana eyaletindeki Sabine Pass terminalinden ilk LNG ihracatını gerçekleştirerek LNG ihracatçısı ülkeler arasındaki yerini aldı. ABD, 2005 yılında 536 milyar metreküp doğalgaz üretimi ve 102.3 milyar metreküp olan net doğalgaz ithalatını şeyl gazı devrimiyle birlikte hızla arttırdı. Üretim 2015 yılında 814 milyar metreküpe yükseltirken net ithalatı ise 26.47 milyar metreküpe kadar geriledi. İnşaatı devam eden ve proje aşamasındaki ihraç terminalleri ile birlikte 2017’de ABD’nin LNG ihraç kapasitesinin yıllık 25 milyar metreküp seviyesine çıkması ve ABD’nin doğalgazda net ihracatçı haline gelmesi bekleniyor. 2020 yılı için tahmin edilen yıllık LNG ihraç kapasite projeksiyonu ise 80 milyar metreküp. Küresel LNG arzında önümüzdeki 10 yıllık dönemde etkili olması beklenen arz fazlası, düşük fiyatlar ve yeni Başkan Trump’ın izleyeceği enerji politikalarının planlanan projeler ve beklenen ihracat kapasite projeksiyonları üzerindeki temel belirleyiciler olacağı unutulmamalı.

 
AVRUPA’DAKİ TÜKETİM ARTIŞI DEVAM EDİYOR
 
Avrupa’da 2010 yılı sonrası derinleşen ekonomik kriz ve yenilenebilir enerjideki hızlı artışın da etkisiyle hızlı bir gerileme gösteren AB’nin gaz tüketimi 2015 yılında yüzde 4’lük artışla 435 milyar metreküpe çıkarak 4 yıl sonra ilk kez artış göstermişti. 2016’nın 8 aylık döneminde uzun yıllar ortalamasının üzerinde seyreden sıcaklıklara rağmen diğer sektörlerdeki artan gaz tüketimi toplam talebi arttırdı. 8 aylık dönemde AB’nin doğalgaz tüketimi yüzde 1.9 artarak 289 milyar metreküpe yükseldi.
 
Tüketimdeki artışın yılın dördüncü çeyreğinde de devam etmesi durumunda Avrupa’da gaz tüketiminin 2016 yılını da artışla kapatacağı tahmin ediliyor. Talepteki artışta elektrik üretiminde gaz santrallerinin payındaki artış da etkili oldu. Doğalgaz fiyatlarındaki düşüşün gaz santrallerinin rekabet gücünü arttırması Avrupa genelinde elektrik üretiminde gazın payının artmasını da beraberinde getirdi.
 
 
LNG fiyatlarındaki düşüş ve tedarik çeşitliliği sağlamaya dönük çalışmaların LNG ithalatında geçtiğimiz yıllarda yaşanan hızlı düşüş sonrası toparlanmayı desteklemeye devam ettiği görüldü. Avrupa’nın 2015 yılının tamamında 56.3 milyar metreküp olan LNG ithalatı 2016’da 58.2 milyar metreküp oldu. Avrupa’da LNG ithalatındaki toparlanmanın 2017 yılında da devam edeceği değerlendiriliyor.

KUZEY AKIMI 2
 
Avrupa Birliği’nin enerji arz güvenliği stratejisinin temelini oluşturan Rus gazına bağımlılığını düşürme ve tedarik kaynaklarını çeşitlendirme hedefi Rusya’nın Kırım’ı işgali sonrası AB açısından çok daha önemli hale gelmişti. Rus doğalgazının Avrupa’ya ulaştırılmasında önemli bir güzergah olan Ukrayna’yı by pass etmeyi amaçlayan Rusya’nın bu doğrultuda hayata geçirmek istediği Güney Akım projesi AB’nin üçüncü enerji paketi ve Bulgaristan’a yaptığı siyasi baskılar sonucu iptal edilmişti. Bu projenin ardından isim ve güzergah değişikliği yapılarak hayata geçirilmek istenen Türk Akımı Boru Hattı Projesi’nin geçtiğimiz yıl meydana gelen gelişmeler sonrası rafa kalkması Rusya’yı yeni arayışlara itti. Kuzey Akım 2 ismiyle Rusya tarafından hayata geçirilmek istenen proje ile Rusya Ukrayna üzerinden gönderdiği gazı minimum seviyelere düşürmeyi amaçlıyor. Baltık denizinin altından Kuzey Akım boru hattının yanına aynı güzergahta inşa edilmesi planlanan projede her birisi 27.5 milyar metreküp/yıl kapasiteli 2 boru hattının inşa edilmesi ve toplam maliyetinin proje finansman maliyeti dahil 9.9 milyar euro’yu bulması beklenen hattan ilk gaz akışının 2020 başında başlaması planlanıyor. 
 
Proje’nin AB ayağında ise Kuzey Akım 2’ye karşı olan ülkeler Kuzey Akım Boru Hattında mevcut kapasitenin henüz tam olarak kullanılamaması ve Rus gazın bağımlılığın artacak olmasının yarattığı risklere dikkat çekiliyor. Rus gazına bağımlılıklarını düşürmek isteyen ve başını Doğu Avrupalı üyelerin çektiği çok sayıda ülke Rusya ve Batı arasındaki tırmanan gerginlikle birlikte Kuzey Akım 2 projesinin gerçekleşmemesi için Avrupa kamuoyu ve AB kurumlarında karşı çalışmalarına devam ediyor.

TÜRK AKIMI
 
Türkiye ve Rusya arasında Türk Akımı Boru Hattı Projesine ilişkin taraflar arası görüşmeler 2015’in yaz aylarında temel konularda yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle tıkanmıştı. 2015 Kasımında yaşanan uçak krizi sonrası iki ülke ilişkilerinde yaşanan gerilimle birlikteyse Türk Akımı tamamen gündemden kalkmıştı. Rusya-Türkiye ilişkilerinde Haziran ayındaki başlayan yumuşama süreci, 15 Temmuz sonrası 9 Ağustosta gerçekleştirilen St. Petersburg zirvesi iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Burada Türk Akımı Projesi’nin tekrar canlandırılması kararı alınırken Ekim ayında İstanbul’da düzenlenen Dünya Enerji Kongresinde (WEC 2016) projenin hükümetler arası anlaşması imzalanmıştı. 
 
Geçtiğimiz ay Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanarak yürürlüğe giren Türk Akımı Anlaşması Türkiye ve bölgesel enerji jeopolitiğinde son 1 yılda dengelerin ne kadar hızlı ve beklenmedik şekilde değişebileceğini bir kere daha gösterdi. Projenin deniz kesimi inşaat sözleşmesi geçtiğimiz ay imzalanmıştı. Projede inşaat çalışmalarının en erken 2017’nin üçüncü çeyreğinde başlayabileceği değerlendiriliyor. 
 
İKLİM ANLAŞMASI YÜRÜRLÜĞE GİRDİ
 
Paris Anlaşması 4 Kasım’da resmi olarak yürürlüğe girdi. İklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir kilometre taşı olan anlaşmanın ilerleyen süreçte etkili olabilmesi ve belirlenen hedeflere ulaşabilmesi için hükümetlerin politika belirleme ve uygulama noktasında ortaya koyacakları irade ile sağlayacakları teşvikler anlaşmanın başarısı açısından en önemli belirleyici ve yakından takip edilmesi gereken faktörler olacak.
 
ABD’DE TRUMP DÖNEMİ VE ENERJİ POLİTİKALARI
 
ABD’de geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimlerden galip çıkan Donald Trump’ın seçim döneminde ülkenin enerji politikalarıyla ilgili yaptığı açıklamalar ve eleştiriler ABD’de olduğu kadar diğer ülkeler ve şirketler tarafından da yakından izleniyor. Trump, seçim döneminde yaptığı açıklamalarda ABD’de petrol, şeyl gazı ve kömür üretiminde tüm engelleri kaldırarak Keystone XL boru hattı projesi gibi birçok altyapı projesinin hayata geçirileceğini ve bu sayede milyonlarca yeni istihdam yaratılacağını ifade etmişti.
 
Trump’ın seçim döneminde sıkça ABD’yi Paris anlaşmasına taraf olmaktan çekeceği ve BM’in iklim değişikliğiyle mücadele programlarına sağlayacağı milyarlarca dolarlık yardımı iptal edeceğini, ABD yenilenebilir enerji araştırmalarına sağlanan fonları düşüreceğini açıklaması ABD’deki yeni döneme ışık tutan önemli noktalar. Trump döneminde ABD’deki enerji politikalarında en önemli önceliğin fosil yakıtlar olacağı görülüyor. 2017 yılı Trump’ın Başkanlığıyla birlikte ABD için olduğu kadar küresel enerji piyasaları açısından da yeni dönemin anlaşılmaya çalışılacağı önemli bir yıl olacak.

 



Bu haber 1149 kez okunmuştur


Bu habere henüz yorum yazılmamış

İlk yorum yazan siz olun!








Köşe Yazarları