IMKB : 0 / 0,00 $ : 0,00 / 0,00 : 0,00 / 0,00 Altın : 0,00 / 0,00





Yeni Petrol Kanunu ne getiriyor? – II
26 Şubat 2013 09:08


Altan Kolbay
altan.kolbay@petform.org.tr
Geçtiğimiz sayıdaki yazımda, şu anda TBMM Enerji Komisyonu gündeminde olan yeni Petrol Kanunu tasarısı ile hâlihazırda yürürlükte olan 6326 sayılı Petrol Kanunu arasındaki farkları aktarmaya başlamıştım.

PAYLAŞ : Share/Bookmark

Geçtiğimiz sayıdaki yazımda, şu anda TBMM Enerji Komisyonu gündeminde olan yeni Petrol Kanunu tasarısı ile hâlihazırda yürürlükte olan 6326 sayılı Petrol Kanunu arasındaki farkları aktarmaya başlamıştım. Geçtiğimiz sayıda anlattığım farkları özetlersek: 

 
Yeni kanun, 2007 yılında 5574 sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer tarafından Meclis’e iade edilmesine neden olan 4 maddesine ilişkin kamuoyu hassasiyetleri dikkate alınarak hazırlandı. 
 
Yeni kanun, mevcut kanunda yer alan, ilk bakışta TPAO’ya ayrıcalık tanıyor gibi görünse de aslında uygulamada tam tersine engel oluşturan, herhangi bir petrol bölgesinde tüm şirketlerin en fazla 8, TPAO’nun ise 12 ruhsat alabilmesine imkân tanıyan sınırlamayı kaldırıyor. Artık iş yapabilen adama gücünün yettiği kadar saha verilecek. 
 
Karasuları dışındaki ruhsatlar, mevcut kanunda olduğu gibi Bakanlar Kurulu’nun tasarrufuna bırakılıyor. Yani offshore sahaların ruhsatlandırılması prosedüründe herhangi bir değişiklik yok. (Sadece 2007’deki taslakta tepki çeken, offshore ruhsatlarının çok büyük olduğuna dair eleştiri dikkate alınarak ruhsat alanları küçültüldü.)
 
Ruhsatlandırmanın pafta esasına dayalı yapılması sayesinde ruhsatlandırma sürecinde ve ruhsatların birbiriyle kesişen sınırlarının belirlenmesinde kolaylıklar sağlanacak. 
 
Artık her ruhsat başvurusunda şirketlerden İş ve Yatırım Programı ve bu programda öngörülen toplam yatırımın %2’si kadar teminat talep edilecek. Mevcut uygulamada bir şirket, tek bir çivi bile çakmadan tam 8 yıl boyunca ruhsat kapatabilme imkânına sahipken, yeni kanuna göre iş yapan şirketler ödüllendirilecek, iş yapmayanlar ise cezalandırılacak. Özetle: Arama-üretim sektöründe çantacılık bitecek!  
 
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim. Yeni kanun, şu yenilikleri de beraberinde getiriyor: 
 
Yeni kanunda, teminatlarda iki alandaki yatırımlara teşvik getirileceği taahhüt ediliyor: Bunlardan ilki,  şu ana kadar hiç aranmamış veya petrol bulgusu tespit edilememiş bölgeler. Şimdi Türkiye’de şöyle bir gerçek var: Şu ana kadar yapılan tüm yatırımlar, hep hâlihazırda üretim yapılan sahalara yakın bölgelerde yoğunlaşmış. Bu sütunda da birçok kez dile getirdiğim üzere, Türkiye’de kara alanlarının sadece %20’sinde araştırma yürütülmüş. Diğer bir deyişle karalarımızın %80’inin petrol ve doğalgaz potansiyeline ilişkin olarak elimizde ciddi bir veri bulunmuyor. Tamam, burası bir petrol ülkesi değil, aramadığımız yerlerde bir Kuveyt var da biz şimdiye kadar aptallığımızdan aramamış değiliz. Tamam, bugünkü bilgi birikimimiz ve teknolojiler, bize geriye kalan bu alanlarda çok ciddi rezervler bulunmadığını gösteriyor. Ancak burada 3 önemli husus var: 
 
Birincisi, bu sadece bir “tahmin”. Yani bu bölgelerde sismik araştırma yapmış, yüzlerce kuyu açmış da buraların kesinlikle potansiyeli olmadığını bilimsel olarak teyit etmiş değiliz. İkincisi, arama teknolojileri de günden güne gelişiyor. Bugün, bundan 20 yıl önce hayal dahi edilemeyecek derinliklere sondaj yapılabiliyor, yeraltının 3 boyutlu fotoğrafları çekilebiliyor. Yani bugüne kadar araştırma yapılmayan yerlerde rezerv tespit etme imkânımız çok daha fazla. Üçüncüsü de, kusura bakmayın ama bizim Türkiye’yi karış karış aramama gibi bir lüksümüz var mı Allah aşkına? Bugün Türkiye ekonomisinin çok daha hızlı büyümesinin önündeki en büyük engel, enerjide dışa bağımlılığımız. Bir damla petrol, bir metreküp gaz bulunması bile hayati önemde. Yani petrolümüz varsa bulacağız, ne kadar varsa bulacağız ve ekonomimize katacağız. Baktık aradık bulamadık, o zaman da olmadığını artık net olarak bileceğiz ve dünyada olan yerlere gidip oralarda boy göstereceğiz. Var mı başka bir şansımız? 
 
Teminatlar yönünden teşvik getirilen diğer alan ise, son günlerde medyada da sıkça gündeme gelen kaya gazı (shale gas) da dahil olmak üzere geleneksel olmayan (unconventional) yöntemlerle yapılan aramalar. Şimdi bu kaya gazına yönelik tartışma ve değerlendirmelerde izlediğimiz yola bakıyorum da, maalesef milletçe aynı yanlış bakış açısını sürdürmekte ısrar ediyoruz. Rezerv tahminleri havalarda uçuşuyor. En son bir haberde bir yetkilinin “Türkiye’nin 20 trilyon metreküp kaya gazı rezervine sahip olduğunu” okudum ki, gerçekten insanın aklı hayali almıyor. Şimdi bu rakam, dünyada şu anda ispatlanmış rezervlerin onda birine denk düşüyor. Bu rakamlarla dünyada Rusya, İran, Katar ve Türkmenistan’dan sonra en büyük 5. doğalgaz rezervine sahip hale geliyoruz. Bugün itibariyle ürettiğimiz doğalgaz yılda sadece 700 milyon metreküp civarındayken kalkıp 20 trilyon metreküpten bahsetmek, bana hiç kusura bakmayın ama ziyadesiyle “hayali” geliyor. Yahu biraz olsun makul, mantıklı, gerçekçi davranamaz mıyız? Herhangi bir konuyu “dünya birincisi” olmadan, “komplo teorileri” kurmadan, aklıselim bir şekilde tartışamayacak mıyız şu memlekette?! 
 
Petrolcüler gayet iyi bilir; 3 tür rezerv tarifi vardır: İspatlanmış (Proven), Muhtemel (Probable) ve Mümkün (Possible). Medyada uçuşan rakamların hepsi “mümkün” rezervler; daha henüz ortada “ispatlanmış” bir rezerv yok. Onlarca kuyu açar, milyarlarca metreküp ispatlanmış rezerv bulur, buna ilaveten inanılmaz büyüklükte bir yapı bulursunuz, o zaman çıkar “benim 3P rezervim 20 trilyon metreküp” dersiniz. O zaman bir inandırıcılığı olur. Ama şu an itibariyle sondajı devam eden tek bir kuyu var, henüz sonucu belli değil, biz çıkmış 20 trilyon metreküpten bahsediyoruz. Çok rica ediyorum, önce bulmak için canla başla çalışalım, çabalayalım, inşallah bulalım, sonra muhabbetini yapalım. Şimdi 20 trilyon değil 20 milyar metreküp bulsak hayal kırıklığı mı yaşayacağız yani? Bu nasıl bir irrasyonalitedir? Lütfen, bir kez olsun şunu başaralım: “Az laf, çok iş!” 
 
Nitekim yeni kanun da bunu öngörüyor: Kaya gazı mı arayacaksın, gel, ara, bul, bulduktan sonra da devlete payını ver. Hazır konusu açılmışken şunu da ifade etmekte fayda görüyorum: Yarın bir gün hakikaten inanılmaz rezervler bulunursa, hemen o gün, o dakika Meclis’e kanun değişikliğini getirir, devlet hissesini arttırır, tüm sahalara TPAO’nun ortak olması mecburiyetini getirirsin. Şu “olmayan koyunun hesabı” muhabbetlerini bir kenara bırakalım artık. Önce mümkün olduğunca çok koyun bulmak üzere, sonra da bulduğumuz o koyunları en iyi şekilde değerlendirmek üzere hesap yapalım. 
 
Son olarak, çeşitli eleştirilere sebep olan vergi hususuna değinmek istiyorum. Petrol hakkı sahiplerinin safi kazançları üzerinden ödemekle yükümlü bulundukları vergiler ve hissedarları adına yapmaları gereken gelir vergileri kesintisi toplamı üst limiti, mevcut kanunda %55 iken yeni kanun taslağında %40. Şimdi bu maddeler karşılaştırmalı okunduğunda devletin vergi gelirinin %15 oranında düşürüldüğü akla gelebilir, bu da gayet doğaldır. Ancak işin özü öyle değil, aslında devletin vergi gelirinde değişen hiçbir şey yok. Bunu göstermek için petrol aramacılığındaki vergi prosedürünü kısaca özetleyelim: 
 
Şirketler, yerli olsun, yabancı olsun, petrol veya doğalgaz üretiminden bir gelir elde ettiğinde 3 tür vergi ödüyor: Öncelikle şirket, vergi matrahı (taxable income, yani kabaca gelir – gider) üzerinden %20 oranında Kurumlar Vergisi ödüyor. Kurumlar Vergisi’ni ödedikten sonra şirkette kalan net kârın vergilendirilmesinde iki seçenek bulunuyor: 
 
a) Yerli Şirket: Üretimi yapan petrol şirketi, bağlı bulunduğu Türk şirketine kâr transferinde (sonrasında gerçek kişiden vergi alınacağı için çifte vergilendirme yapmamak adına) herhangi bir Stopaj yükümlülüğü bulunmuyor. İlgili temettü, bağlı bulunduğu Türk şirketine kâr transferi yaptıktan sonra o şirketin hissedarı olan gerçek kişilere temettü ödemesi yaparken %15 Stopaj ödeniyor. 
 
b) Yabancı Şirket: Üretimi yapan petrol şirketinin bağlı bulunduğu şirket yabancı ise, burada da kâr transferinde iki ihtimal söz konusu: Kâr transferinin yapılacağı ülke ile Türkiye Cumhuriyeti arasında karşılıklı bir vergilendirme anlaşması var ise o anlaşmada öngörülen Stopaj oranı, yok ise yine %15 Stopaj tahsil ediliyor. 
 
Son olarak, Kurumlar Vergisi ve Stopaj ödemelerinin ardından, Türk vatandaşı gerçek kişi hissedarların net kârı almasının ardından, edindiği bu gelire ilişkin olarak Gelir Vergisi verirken, normalde azami %35 olarak görünen Gelir Vergisi, (%50 oranındaki vergi muafiyetinden yararlanılması ve kalan %50’den de hâlihazırda %15 Stopaj ödenmiş olması nedeniyle) fiiliyatta azami %2,5 düzeyinde ödeniyor. 
 
Uzun lafın kısası, mevcut vergi mevzuatı uyarınca bir petrol gelirinde ödenen vergiler şu şekilde: %20 Kurumlar + %15 Stopaj + %2,5 Gelir = %37,5. (Buna %12,5 devlet hissesi de eklendiğinde devletin toplam geliri %50’ye ulaşıyor. Yalnız dikkatinizi çekerim, burada bahsi geçen bölüşüm “kâr petrolü” üzerinden yapılıyor. Yani milyonlarca dolarlık tüm masraf ve petrol bulunmaması riski tamamen şirket tarafından üstleniliyor. Olur da petrol bulunursa, yarısını devlete veriyor.) Yani şu anda herhangi bir yerli veya yabancı şirketin ödediği toplam vergi, ne mevcut kanundaki %55’e, ne de yeni tasarıdaki %40 üst limitini aşabiliyor. 
 
Peki, o zaman sadece Türkiye’de değil tüm dünyadaki petrol kanunlarında bu vergi üst limitleri neden konuyor? Nedeni gayet basit: Yatırımcıya güven vermek. Devlet, ileride vergi mevzuatındaki olası değişiklikler karşısında (yerli veya yabancı fark etmeksizin) arama – üretim yatırımcısına en fazla ne kadar vergi ödeyeceğine dair bir güvence veriyor. Bildiğiniz üzere petrol aramacılığı çok uzun yıllara yayılan projeler. Bugün Türkiye’de bir işletme ruhsatının geçerliliği, uzatmalarla tam 40 yıl. Bu 40 yıl süresince Türkiye’de vergi mevzuatı yüzlerce kez değişecektir. Şimdi bir şirket, önümüzdeki 40 yıl süresince vergi mevzuatının ne kadar değişeceğini nereden bilecek, hesabını kitabını nasıl yapacak? O yüzden siz devlet olarak zımnen şu sözü veriyorsunuz: “Bugün benim ülkemde yatırım yaparsan ödeyeceğin vergi %37,5. Yarın bir gün vergi mevzuatı değişse bile sen en çok %40 vergi vereceksin.” Yani bugün şirketlerin verdiği vergide %15 kayıp yok. Yalnızca yarın bir gün olur da vergi mevzuatı değişirse ödenecek vergiden %15’lik feragat söz konusu. 
 
Şimdi tüm olası soruları bildiğim için gelin birlikte iki soru soralım: Birincisi; yarın vergi mevzuatı değişir de vergiler yükseltilirse şirketler bundan kazançlı çıkmaz mı? Evet, tabii ki çıkar. Ama unutmayalım ki bu kanunun önceliği, bugün yatırımları teşvik ederek mümkün olduğunca fazla sondaj yapılmasını sağlamak. Bu bir Vergi Kanunu değil, Petrol Kanunu. Yani şirketlere kabaca şu mesajı veriyorsunuz: “Bugün sen çok daha fazla yatırım yap, bugünkü mevzuata göre vermen gereken vergiyi de ver. Karşılığında da ben, bundan 20 yıl sonra vergi mevzuatımı değiştirirsem senden bugün verdiğinden daha fazla vergi almayacağımı taahhüt ediyorum.” 
 
İkinci soru ise şu: Yarın bir gün hakikaten Türkiye’de çok ciddi rezervler bulunursa o zaman devletin gelir kaybı olmaz mı? Yani ben bu türden düşüncelere hakikaten hayret ediyorum. Bu da aynen bir “olmayan koyunun hesabı”. Meselemiz bugün mümkün olduğunca çok koyun bulmak değil mi? Önce bir çalışıp çabalayalım, yarın hakikaten çok koyunumuz olursa, hemen o dakikada Meclis’e kanun değişikliğini getirir, devlet hissesini de vergileri de arttırırız. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir “muz cumhuriyeti” değildir; dünyanın en güçlü 16. ekonomisi, ciddi bir bölgesel liderdir. Yarın iktidarda hangi parti olursa olsun, ciddi bir rezerv keşfedildiğinde, herhalde tüm milletvekilleri milli bir mutabakatla Petrol Kanunu’ndaki devlet hissesi ve vergi üst limitini, bugün petrol zengini olan ülkelerin uyguladığı seviyelere çeker. Bu kadar basit! (Bu bakış açısındaki ironiyi şöyle bir örnekle açıklayalım: Bugün kiraya verdiğiniz bir dükkânınız var. O dükkânın kirasını bugünkü rayici üzerinden mi belirlersiniz, yoksa “yarın bir gün karşısındaki bina yıkılır, oraya bir özel hastane yapılır, ben de bir eczaneye kiraya veririm” diye düşünüp o gün alacağınızı tahmin ettiğiniz kirayı mı talep ederdiniz? Mantık aynı mantık, ama olasılığı şöyle söyleyeyim, siz anlayın: Sizin dükkânınızın karşısına hastane yapılma olasılığı, Türkiye’de bir kuyudan ciddi bir keşif yapma olasılığından çok daha fazla!) 
 
Önümüzdeki sayıda, bu yazı dizisinin başında sözünü verdiğim üzere, Petrol Kanunu taslağının hazırlandığı çalışma grubunda sektör paydaşları arasında uzlaşma sağlanamayan (TPAO’ya ilişkin) iki maddeye ilişkin görüşlerimi paylaşıp bu diziyi tamamlayacağım.  
 
 
 


Bu haber 4138 kez okunmuştur


Bu habere henüz yorum yazılmamış

İlk yorum yazan siz olun!








Köşe Yazarları