IMKB : 117.741 / -0,56 $ : 6,86 / 0,03 : 7,81 / 0,28 Altın : 399,37 / 0,01





Yeni Petrol Kanunu'nda TPAO
12 Mart 2013 09:36


Altan Kolbay
altan.kolbay@petform.org.tr


PAYLAŞ : Share/Bookmark

Son 4 yazımda, şu anda TBMM Enerji Komisyonu gündeminde bulunan yeni Türk Petrol Kanunu tasarısının hazırlanma sürecini ve getirdiği yenilikleri özetlemeye çalıştım. Yazı dizisinin son bölümünde, önümüzdeki süreçte kanuna ilişkin tartışmalarda en üst sırada yer almasına kesin gözüyle baktığım bir konuya değineceğim: Yeni kanunda TPAO’ya ilişkin hükümler. 

Öncelikle hâlihazırda yürürlükte olan kanunda TPAO ne şekilde yer alıyor, ona bir göz atalım: Madde 6’da “Petrol ile ilgili müsaade, arama ruhsatnamesi ve işletme ruhsatnamesi alma hakkı Devlet adına Türkiye Anonim Ortaklığı’na aittir.” ifadesi yer alıyor. Madde 64’te ise Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün herhangi bir sahayı müzayedeye çıkarmadan önce öncelikle TPAO’ya önermesine, kabul ederse sahayı TPAO’ya vermesine, ancak etmezse müzayedeye çıkarmasına ilişkin bir hüküm yer alıyor. 
 
Peki, Mart 2012’de sektörün tüm paydaşlarının katılımıyla oluşturulan Petrol Kanunu Çalışma Grubu tarafından hazırlanarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na sunulan taslakta neler öngörülüyordu? Mevcut kanundaki “devlet adına TPAO’nun yetkili olduğu” hükmü, taslağa aynen eklendi. Aynı şekilde, sahaların müzayedeye çıkarılmadan önce TPAO’ya önerilmesine ilişkin hüküm korundu. Bir de ilaveten, “yeni kanunun yürürlüğe girmesinden önce TPAO’nun sahip olduğu işletme ruhsatlarının üretim devam ettiği sürece TPAO uhdesinde tutulmasına” ilişkin bir hüküm eklendi. 
 
Petrol Kanunu Çalışma Grubu’nda, TPAO’ya ilişkin bu hükümler haricinde diğer tüm maddelere ilişkin uzlaşma sağlandı. Önceki yazılarımda da ifade ettiğim üzere, çok ciddi tartışmalar yaşandı, tüm paydaşlar kendi fikirlerini masaya getirip sonuna kadar savundu, ancak nihayetinde tüm maddelerde ortak bir çözümde buluşulabildi. Sadece bu maddelerde uzlaşma sağlanamadı. Bu nedenle ilgili maddeler Bakanlığa gönderilen dokümanda farklı bir renkle belirtildi ve paydaşların görüşleri not alınarak Bakanlığa iletilmesi talep edildi. 
 
Çalışma Grubu’nun hazırladığı taslağı sunmasının ardından Bakanlıkta kapsamlı bir çalışma yürütüldü, çalışma neticesinde revize edilen taslak Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı, ilgili kamu kurumlarının görüşleri alınarak bir kez daha revize edildi ve nihayetinde 21 Aralık’ta TBMM’ye gönderildi. Şimdi Çalışma Grubu’nun hazırladığı taslak ile TBMM gündemindeki tasarıyı yan yana koyduğumuzda, aralarında çok ciddi bir fark olmadığını görüyoruz. Bazı maddelerin yerleri değiştirilmiş, bazı maddelerde de ufak değişiklikler yapılmış. Ancak içeriğe ilişkin olarak bahsedebileceğimiz tek ciddi değişiklik, yukarıda bahsettiğim maddelerde yapılmış. Bakanlık, paydaşların üzerinde uzlaşamadığı iki maddeden birini tasarıya koymuş, diğerini ise tasarıdan çıkarmış. 
 
Tasarıda korunan hüküm, geçici 1. maddede yer alıyor: “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce alınmış arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin hak ve yükümlülükler ruhsat süresi sonuna kadar, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının sahip olduğu işletme ruhsatlarındaki hak ve yükümlülükler ise üretim sonuna kadar devam eder.” Tasarıdan çıkartılan madde ise, mevcut kanunun 6., Çalışma Grubu tarafından hazırlanan taslağın ise 4. maddesi: “Petrol ile ilgili müsaade, arama ruhsatnamesi ve işletme ruhsatnamesi alma hakkı Devlet adına Türkiye Anonim Ortaklığı’na aittir.”
 
Şimdi gelin hep birlikte bu iki maddeyi, Çalışma Grubu’ndaki paydaşların görüşleri üzerinden masaya yatıralım. Önce tasarıda korunan maddeyi ele alalım. Yeni bir kanun hazırlanırken en önemli hususlardan birisi de, eski kanuna göre verilen hak, yükümlülük ve belgelere ilişkin nasıl bir geçiş prosedürü öngörüleceğidir. Yeni kanunda öngörülen süreç de şöyle: Yeni kanun yürürlüğe girdiğinde kiminin elinde 1, kiminin 3 yıllık arama ruhsatı veya kiminin elinde 12 yıllık işletme ruhsatı bulunuyor olacak. Bu ruhsatların süresi sona erdiğinde ilgili şirketin uzatma imkânı olmayacak, o ruhsatlar otomatik olarak düşecek ve o sahalar yeni kanuna uygun şekilde yeniden ruhsatlandırılacak. Ancak şirketler ilk 1 yıl içerisinde başvurmaları, yeni kanunun tüm hükümlerine tabi olmayı kabul etmeleri, her bir ruhsat için İş ve Yatırım Programı sunmayı ve karşılığında teminat vermeyi kabul etmeleri durumunda, yenilenmesini talep ettikleri ruhsatları yenilenecek, ellerinde bulunan ancak yatırım yapmadıkları ve yapamayacakları diğer tüm ruhsatlar ellerinden alınacak. Yani şu anda ruhsat sahibi olan tüm şirketler, gerçekten iş yaptıkları sahalarda ruhsatlarını yenileyebilecek, ama hiçbir iş yapmadan yarın bir gün birisine hissesini satar mıyım düşüncesiyle ellerinde tuttukları (yani ‘çantacılık’ yaptıkları) ruhsatlar ya yeni ruhsatlar karşılığında ellerinden alınacak ya da süresi bitiminde otomatikman düşecek. 
 
Kanunda tanımlanan geçiş süreci normalde böyle. Ama ilgili maddede TPAO’ya şöyle bir ayrıcalık tanınmış: TPAO ile diğer herhangi bir özel şirketin elinde 1 yıl sonra süresi sona erecek, yeni kanun gereğince süre uzatımı yapılamayacağı için otomatikman düşecek bir işletme ruhsatı olduğunu varsayalım. Özel şirketin önünde iki yol bulunuyor: Ya bu ruhsatının süresinin dolmasını bekleyip o sahadaki üretimine elveda diyecek ya da aklı varsa gidip PİGM’in kapısını çalacak ve “ben yeni kanuna tabi olmak istiyorum” diyecek. Bu noktada PİGM, şöyle eliyle bir güzel “gel, gel” yapacak, birlikte masaya oturacaklar. Petrol İşleri Genel Müdürü, şirket yöneticisine aynen şunları söyleyecek: “Elinde kaç ruhsat var, kaçında gerçekten sondaj yatırımı veya üretim yapıyorsun, şu kadarında; o zaman güzel kardeşim bu sahaları gerçekten elinde tutmak istiyorsan, elinde tutmak istediklerinin her biri için her yıl kaç kuyu açacağını, kaç kilometre sismik yapacağını, işletme ruhsatıysa kaç varil petrol üreteceğini, kaç milyon dolar yatırım yapacağını taahhüt ettiğin bir İş ve Yatırım Programı sunacaksın ve taahhüt ettiğin toplam yatırımların %2’sini bana teminat olarak vereceksin. Yok ben şu ruhsatlarda zaten yatırım yapmayı planlamıyorum, onlar için milyon dolarlık taahhütlerin altına giremem diyorsan, onları da bana geri veriyorsun. Yatırım programı sunup teminat ödediklerinde sana sıfır kilometre ruhsat veriyorum, hayırlı uğurlu olsun. Ama şunu da bil ki, o ruhsatlarda da taahhüdünü yerine getirmezsen hem ruhsatını hem de teminatını yakarım.” 
 
Şimdi soruyorum size, devletimiz açısından bundan daha güzel bir anlaşma olabilir mi? Kamu menfaati bundan daha güzel korunur mu? Şu anda yatırım yapılmayan, birilerinin çantacılık sevdası için kapattığı sahalar takır takır geri alınacak, iş yapana iş yaptığı kadar ruhsat verilecek ve her bir ruhsat yıldan yıla takip edilecek. Bu memlekette ben şurada sondaj yapacağım, şu kadar üretim yapacağım diyen adamın başımızın üstünde yeri olacak, ama iş yapmayacak adamla da hiç kusura bakmasınlar işimiz olmaz! 
Peki TPAO’nun elindeki ruhsatlar ne olacak? Arama ruhsatları için aynı geçiş prosedürü geçerli olacak. Ama işletme ruhsatları için çok önemli bir ayrıcalık tanınıyor. Şu anda TPAO’nun elindeki tüm üretim sahaları o sahalar tamamen tükenene kadar elinde kalacak, hiçbir şekilde yeni kanuna tabi olmayacak. Çalışma Grubu’nda (benim de dahil olduğum) özel sektör temsilcileri, kamunun ilkesel olarak tüm sektör oyuncularına eşit yaklaşması gerektiğini, bu türden ayrıcalıkların kanunun temelindeki eşitlikçi yaklaşıma aykırı olacağı düşüncesiyle karşı çıktı. Ama nihayetinde Bakanlık, bu türden bir ayrıcalığın kanunda yer almasını uygun gördü. 
 
Çalışma Grubu’nun üzerinde uzlaşı sağlayamadığı iki madde içerisinde Bakanlığın tasarıda yer verilmesini uygun görmediği madde ise, yeniden hatırlatmak gerekirse, şu: “Petrol ile ilgili müsaade, arama ruhsatnamesi ve işletme ruhsatnamesi alma hakkı Devlet adına Türkiye Anonim Ortaklığı’na aittir.” Şimdi Çalışma Grubu’nda özel sektör temsilcilerinin bu maddeye ilişkin şerhlerinin de temelinde, bir önceki maddede olduğu gibi, kanunun eşitlikçi yaklaşımına aykırı olduğu düşüncesi yer alıyordu. Bununla birlikte meslek odaları, bu maddenin yeni kanunda yer almamasının, TPAO’nun özelleştirilmesinin önünü açacağı ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin stratejik arama faaliyetlerini sekteye uğratacağı düşüncesini paylaşıyor. Şimdi bu konuya ilişkin görüşlerimi şu şekilde toparlayabilirim: 
Her şeyden şunu bir kenara not etmemiz gerekiyor: O madde, devlet adına petrol arama işini MTA’nın değil, TPAO’nun yapacağını belirtmek üzere konmuştur. Yoksa onu oraya yazmayınca devlet adına kimsenin aramayacağı veya TPAO’nun ne yapacağını bilemeyeceği veya TPAO’nun yarın bir gün satılmasının sadece bu madde sayesinde engellenebileceği gibi bir durum söz konusu değil. Bunu iddia edenlere, Türkiye’de petrol aramacılığının tarihini açıp okumalarını, kurumsal yapının nasıl evrim geçirdiğini, MTA’nın hangi görevler üstlendiğini, TPAO’nun nasıl kurulduğunu öğrenmelerini rica ediyorum. Siyaset başka bir şey, tarihsel gerçeklikler başka bir şey. 
 
Bu notu bir kenara yazdıktan sonra konuya şöyle bir giriş yapabilirim: Bir kere meseleye “TPAO’nun özelleştirilmesi” değil, “TPAO’nun yeniden yapılandırılması” gözüyle bakmak gerekiyor. Burada basit bir kelime oyunu yapmıyorum, çok ciddi bir yaklaşım farkını ortaya koymaya çalışıyorum. Açık ve net olarak ifade etmek isterim ki, ben şimdiye kadar ne Bakanlık ne de özel sektör temsilcisi herhangi birinden “TPAO’nun topyekûn özelleştirilmesi” gibi bir talep veya niyet beyanı duymadım. Sektörde kimsenin ne dilinin ucunda ne de aklının bir köşesinde böyle bir niyeti var. Açıkçası aklı başında hiçbir Türkiye Cumhuriyeti yöneticisinin ve vatandaşının da “TPAO’yu satalım da kurtulalım” gibi bir düşünceye sahip olduğunu zannetmiyorum. Bahsettiğimiz kurum, hem petrol gibi dünyanın en stratejik sektöründe faaliyet gösteren, yurtiçinde kimsenin gidemeyeceği yerlere sondaj yatırımı yapabilen, yurtdışında çeşitli projelerde Türk bayrağının taşıyıcısı bir kurum hem de Hazine’nin sırtında kambur falan değil, Türkiye’nin en kârlı KİT’i. Yani o klişe lafla söylersek, TPAO ülkemizin göz bebeği kurumlarından. Kimsenin derdi, o göz bebeğini satıp kendimizi kör etmek değil. Mesele, o göz bebeğinde oluşan çıbanları tedavi etmek, dünyayı daha net görmek. 
 
Şimdiye kadar birçoğu yönetici pozisyonlarda sayısız TPAO çalışanıyla tanıştım. Tüm samimiyetimle ifade etmek isterim ki, hepsi de hem kişisel hem de profesyonel açıdan çok yetkin ve dürüst insanlardı. Karşılaştıkları bunca zorluğa rağmen ciddi bir adanmışlık duygusuyla çalışmalarını takdir etmemek imkânsız. Ama bu maaşlara bu kadar bürokratik zorluklara rağmen canla başla çalışıyorlar diye de ilelebet bu şekilde devam mı edilmesi gerekiyor? TPAO’dan tek bir tane çalışan çıksın ve “biz bu halimizden çok memnunuz” desin. İmkânı yok, bir tane bulamazsınız. Çalışanlar maaşlarından şikâyetçi, petrol gibi dünyanın en dinamik sektöründe hareket etmelerini engelleyen bürokratik prosedürlerden şikâyetçi, siyasi baskılara maruz kalmaktan şikâyetçi ve de en önemlisi kendi kapasitelerinin çok altında iş çıkarıyor olmaktan şikâyetçi; Bakanlık ise TPAO’yu küresel planda istediği gibi konumlayamamaktan. Tüm bu şikâyetlerin düğümlendiği nokta ne: TPAO’nun KİT olması. KİT gömleğiyle dünyanın önde gelinen petrol şirketlerinden birisi olunabilir mi, olunamaz. Bu kadar basit, bu kadar açık bir gerçek bu. Gel gelelim en ufak bir adım atıldığında “vatan elden gidiyor” benzeri tepkiler. Hakikaten anlamakta zorlanıyorum. 
 
Kimsenin TPAO’yu sattığı (popüler tabiriyle peş keş çektiği) yok. Yöntemlerde tabii ki farklılıklar olacaktır, bundan daha doğal bir şey olamaz. Ama lütfen şu siyasi çekişmeleri bir kez olsun bir kenara bırakalım ve aklıselim bir çözüm üretelim. İstisnasız herkesin ortak meselesi, TPAO’nun çok daha dinamik, çok daha kârlı, küresel düzeyde Türkiye Cumhuriyeti devletinin çıkarlarına uygun şekilde konumlanabilecek çok daha etkin ve dünyanın en büyük petrol şirketlerinden biri haline gelmesi. Kamu menfaati, TPAO’nun çıkarları, kanuna yazılacak bir maddeyle korunmaz, şirketi büyütecek kurumsal çözümler üretmekle korunur. O kadar basit olsaydı, o madde yarım asırdır orada duruyor, şimdiye kadar 50 kere olurdu. Bu sorunların çözüm yeri, TPAO’yu kendisine dar gelen, bu kadar kalifiye işgücü, know-how ve sermayeye rağmen daha fazla atılım yapmasını engelleyen KİT statüsünden çıkarmak, dünyadaki benzeri örnekleri dikkatli şekilde inceleyerek yeniden yapılandırmaktır. Onlarca ülkenin ulusal petrol şirketi dünyanın her yerinde cirit atacak, sahalar kapatacak, dünyanın en büyük 16. ülkesinin yarım asrı aşan tecrübeye sahip şirketi bunu beceremeyecek? Brezilyalı Petrobras’ın Karadeniz’e geldiği bir dünyada siz de kalkıp Brezilya offshore’unda arama yapamayacaksınız. Bunun mantıklı hiçbir gerekçesi olamaz. TPAO’nun organizasyonel sorununun çözüm yeri, Petrol Kanunu’ndaki 2 satırlık madde değil, şirketi KİT statüsünden çıkaran, dünyadaki rakipleriyle aslanlar gibi rekabet edebilecek güce kavuşturan adam akıllı bir yasal düzenlemedir. Bu güçlü yapıya kavuşacak şirket, hem çalışanına hak ettiği değeri verir hem de sadece Türkiye’nin kara ve denizlerinde değil, dünyanın her bir köşesinde Türk bayrağını dalgalandırır.
 


Bu haber 4979 kez okunmuştur


Bu habere henüz yorum yazılmamış

İlk yorum yazan siz olun!








Köşe Yazarları