IMKB : 93.225 / 0,91 $ : 6,76 / 0,07 : 7,35 / -0,18 Altın : 358,71 / 0,11





Sübvansiyonlar dar gelirliye yaramıyor
18 Nisan 2013 10:28


Altan Kolbay
altan.kolbay@petform.org.tr
Bundan tam bir yıl önce bu sütunda “Türkiye’de Bugün Doğalgazın Fiyatı Ne, Yarın Ne Olacak?” başlıklı yazımda, sübvansiyonlar nedeniyle yaşanan çarpıklıkların yeni yatırımların önünde engel oluşturduğunu vurgulamıştım.

PAYLAŞ : Share/Bookmark
Bundan tam bir yıl önce bu sütunda “Türkiye’de Bugün Doğalgazın Fiyatı Ne, Yarın Ne Olacak?” başlıklı yazımda, sübvansiyonlar nedeniyle yaşanan çarpıklıkların yeni yatırımların önünde engel oluşturduğunu vurgulamıştım. Geçtiğimiz bir yıllık süreçte sübvansiyon uygulamalarında hiçbir değişiklik olmadı. Bu, Rekabet Kurumu raporunda da belirtildiği üzere, BOTAŞ’ın ‘kâr amacı güden bağımsız bir teşebbüs’ olmaması nedeniyle kendi yönetiminin aldığı bir karardan ziyade, ‘siyasi otoritenin sosyal politikaları’ndan kaynaklanıyor. Bakınız geçtiğimiz yılki yazımda ne demişim:
 
“Hükümetimiz, tabii ki vatandaşımıza, sanayicimize destek olmak, artan petrol ve gaz fiyatlarının ceplere yansımasını minimize etmek istiyor. Ancak istisnasız herkesin sübvanse edildiği bir sistem, devletimizin kasasına zarar yazmak haricinde hiçbir getiri sağlamıyor. Gerçek sosyal devlet, istisnasız her vatandaşının doğalgaz faturasının 10 lirasını ödeyen değil, dar gelirli vatandaşının faturasının tamamını ödeyen devlettir. Mevcut durumda devlet dar gelirli vatandaşımızı, zor durumdaki sanayicimizi değil, en fazla tüketenleri sübvanse ediyor. Emin olun, mevcut çarpık sübvansiyonun değil, sosyal devlet ilkesine uygun adil bir sübvansiyonun hem milletimize mali getirisi hem de hükümete siyasi getirisi çok daha fazla olacaktır.”
 
Yani soru şu: Sübvansiyonlar, hakikaten hedeflenen sosyal faydayı sağlıyor mu? Cevabı şu: Sadece Türkiye’de değil, dünyanın hiçbir yerinde sübvansiyonlar sosyal eşitsizlikleri giderme yönünde katkı sağlamıyor, tam aksine (30 Mart tarihli Hürriyet gazetesi haberinin başlığında çok güzel ifade edildiği üzere) ‘zengine yarıyor’. Sübvansiyon sorununu bir yıl sonra tekrar gündeme getirmemi sağlayan şey, Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yayımlanan bir rapor oldu. “Enerji Sübvansiyon Reformu: Çıkarılan Dersler ve Etkileri” isimli rapor, Şili’den Nijerya’ya, ABD’den Çin’e, dünyanın birçok ülkesinde uygulanan enerji sübvansiyonlarını masaya yatırıyor. Rapora göre sübvansiyonların etkisi, sadece bütçeye getirdikleri yükle sınırlı değil. Bakın aynı zamanda nelere mal oluyor: 
Kamunun altyapı yatırımlarına ve birçok farklı hizmete yönlendirebileceği devasa kaynaklar bu alanda harcanıyor.
 
Sağlıklı piyasa mekanizmaları oluşmadığı için özel sektör yatırımlarını engelliyor. 
 
Farklı gelir grupları arasındaki kaynak dağılımında bozulmaları derinleştiriyor. 
 
Bireysel enerji kullanımında enerjinin maliyetinin daha düşük olmasından dolayı aşırı tüketimi teşvik ediyor. 
 
Sanayide ise sermaye yoğun endüstriyel yatırımların desteklenmesine neden oluyor. 
 
Yenilenebilir enerji üretimine sağlanan teşviklerin düşürülmesine ve doğal kaynakların daha hızlı tüketilmesine neden oluyor. 
 
Hidrokarbon kaynak tüketimini tetiklediği için küresel ısınmaya olumsuz katkıda bulunuyor (sübvansiyonların kaldırılmasının karbon emisyonlarını tam %13 düşüreceği hesaplanmış). 
 
Raporda sübvansiyonlar ikiye ayrılmış: Vergi öncesi ve sonrası. Vergi öncesi bazda petrol, doğalgaz, kömür ve elektrik için 2011 yılında dünyada sağlanan sübvansiyon miktarı 480 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu, küresel GSYH’nin %0,7’sine, toplam hükümet gelirlerinin ise %2’sine tekabül ediyor. Vergi sonrası bazda sağlanan sübvansiyonlar ise tam 1,9 trilyon dolar. Bu da küresel GSYH’nin %2,5’i, toplam hükümet gelirlerinin ise %8’i’ demek. Bunun kaynak bazında dağılımı ise şöyle: Petrol ürünleri 879, kömür 539, doğalgaz 299, elektrik 179 milyar dolar. Yani sübvansiyonlardan konuşurken koskoca dünyada bir bizim meselemiz olduğunu zannetmeyelim, dünyada gayet yaygın bir durum. Ancak hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gereken çok ama çok önemli iki husus var: 
 
Elinde varsa dağıt: Vergi öncesi sübvansiyonların üçte ikisini, vergi sonrası sübvansiyonların ise üçte birini, bir avuç petrol zengini ülke veriyor. Yani bizim gibi doğalgaz fakiri olup da bol keseden herkesin doğalgaz faturasının %15’ini ödeyen öyle pek fazla ülke yok. Katar gibi rezervimiz olsun, devlet doğalgazı bedava versin. O zaman “Allah devletimize zeval vermesin” deriz. Ama el âlemin gazını kendi vatandaşımızın, sanayicimizin daha fazla kullanmasını teşvik edecek şekilde maliyetini devlet bütçesine yüklemenin mantığını anlamakta hakikaten zorlanıyorum. Tamam, görünüşte faturalar daha düşük geliyor. Ama ister vatandaşından topla, ister BOTAŞ’ın borcunu kapat, istersen bütçeden açık ver. Nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti olarak 60 milyar dolar enerji faturasını ödemiş miyiz? Paşalar gibi ödemişiz.
 
Bu gerçek ortadayken, yapmamız gereken mevcut durumu sürdürmek midir, yoksa şu sübvansiyonları makul bir plan çerçevesinde kaldırıp enerji ithalatının memlekete toplam faturasını düşürmeye çalışmak mıdır? 
 
Paralar fakire değil zengine gidiyor: Sübvansiyon uygulanan ülkelerde tüm halkı gelir grubuna göre %20’lik 5 ayrı dilime ayıralım. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre en düşük gelir grubuna sahip en alttaki kesimin sübvansiyonlardan aldığı pay, petrol ürünlerinde %7, doğalgazda %10, elektrikte ise %9. Raporda “gelir düzeyi arttıkça sübvansiyonlardan sağlanan getiri de artıyor” teşhisi yapılıyor. Türkçesi: Sübvansiyonlar zengine yarıyor. Yahu biz bu sübvansiyonları dar gelirli vatandaşlarımız daha ucuza ısınsın diye uygulamıyor muyuz? Tamam da güzel kardeşim, matematik denen bir şey var: Parası çok olan çok yakar, az olan az yakar. Devlet de gelirine bakmaksızın herkesin faturasının %15’ini öderse, o zaman daha çok yakan zenginin faturasını mı daha çok öder, yoksa az yakan fakirin mi?  
 
Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu, sadece Türkiye’nin meselesi değil. Dünyada tam 176 ülkede vergi öncesi veya sonrası, o kaynağa veya bu kaynağa, az ya da çok, bir şekilde sübvansiyon uygulanıyor. Sorun küresel olduğuna göre, bu sorunun çözümüne yönelik genel formüller de vardır muhakkak. Çözüm önerilerine geçmeden önce, rapora göre sübvansiyonların kaldırılmasının önündeki 6 temel engeli sayalım:
 
Sübvansiyonların miktarı ve sebep olduğu kısıtlara ilişkin yeterli bilgiye sahip olunmaması
 
Hükümetlerin yeterli güvenilirliğe ve yönetim kapasitesine sahip olmaması
 
Sübvansiyonların kaldırılmasının fakir kesim üzerinde olumsuz etki bırakacağı korkusu
 
Sübvansiyonların kaldırılmasının enflasyon artışı, ülkenin rekabet avantajının yitirilmesi ve enerji fiyatlarının dalgalanmasına yol açacağı yönündeki inanç
 
Mevcut durumdan fayda sağlayan bazı çıkar gruplarının muhalefeti
 
Zayıf makroekonomik koşullar
 
Bilmem bu maddeler size tanıdık geliyor mu? Şimdi gelin bir de çözüm önerilerine bakalım. Bu engeller karşısında hükümetler ne yapmalı sorusuna cevaben IMF, 6 temel politika önerisinde bulunuyor:
 
Bütün paydaşların katkısıyla hazırlanacak, uzun vadeli çıkarları göz önünde bulunduracak ve reform uygulamalarının düzenli analiz edileceği geniş kapsamlı bir enerji reformu planının hazırlanması
 
Sübvansiyonların bütçe üzerindeki etkisini gösteren bilgilerin paylaşımını da içerecek şekilde şeffaf bir iletişim stratejisinin benimsenmesi
 
Farklı enerji ürünlerinde yapılacak fiyat artışlarının iyi bir şekilde zamanlanması ve reform sıralamasının optimum bir şekilde ayarlanması
 
Kamu iktisadi teşekküllerinin verimliliğinin arttırılması
 
Fiyat artışlarından düşük gelir grubunun korunması için tedbirler alınması
 
Enerji fiyatlarını politik etkilerden arındıracak (otomatik fiyatlandırma mekanizması benzeri) yöntemlerin geliştirilmesi
 
Şimdi bütün bu aktardıklarıma “IMF’in lafını mı dinleyeceğiz yani?” türünden bir refleksle çekinceli yaklaşabilirsiniz. Ancak doğru, her yerde doğrudur. Söyleyenin kimliği, doğruyu değiştirmez. Rakamlar da yalan söylemez: Rapora göre Türkiye, petrol ürünlerine sübvansiyonu kaldırmış durumda (ki bu durum, diğer ülkelere ‘örnek vaka’ olarak gösterilmiş). Gel gelelim, 2011 yılında vergi sonrası sübvansiyonlar doğalgazda GSYH’nin %0,31’ine, kömürde ise %0,66’sına tekabül ediyor. Hükümetin toplam gelirleri içerisindeki payına baktığımızda ise doğalgazda %0,91, kömürde ise %1,91’e denk düştüğünü görüyoruz. 2011 yılında GSYH’mizin 772 milyar dolar olduğunu göz önüne aldığımızda, doğalgaz sübvansiyonlarının maliyetinin 2,4 milyar dolar, kömür sübvansiyonlarının maliyetinin ise 5,1 milyar dolara ulaştığını anlıyoruz. Türkiye’nin IMF gibi üyesi olduğu bir uluslararası kuruluşa yanlış bilgi verme ihtimali yok, demek ki bu rakamlar doğru. O zaman şimdi tüm bu bilgiler ışığında sorularımızı sıralayalım: 
 
Türkiye Cumhuriyeti, her yıl 7,5 milyar dolar gibi devasa bir rakamı doğalgaz ve kömür sübvansiyonlarına verecek kadar zengin mi? (Bir karşılaştırma yapmak gerekirse; Türkiye’nin en uzun soluklu kalkınma projesi olan GAP’a geçtiğimiz 32 yılda harcanan para toplam 32 milyar dolar, yani yılda ortalama 1 milyar dolar.)
 
Türkiye Cumhuriyeti devleti, petrol zengini ülkeler gibi bol keseden herkesin faturasının bir kısmını ödeyecek kadar zengin mi?
 
Gerçek sosyal devlet, istisnasız her vatandaşının ve sanayicisinin doğalgaz faturasının bir kısmını değil, hakikaten desteğe ihtiyaç duyan dar gelirli vatandaşının ve teşvik edilmesi gereken sanayicisinin faturasının tamamını ödeyen devlet değil midir?
Enerji sübvansiyonuna her yıl harcanan 7,5 milyar doları okul, hastane, yol yapımına yönlendirsek halkımıza daha büyük hizmet olmaz mıydı? 
 
Çarpık fiyat nedeniyle özel sektörün doğalgaz piyasasına girmeye, LNG ve yeraltı depolama tesisi gibi stratejik yatırımlara girişmeye çekinmesi, uzun vadede tüm enerji arz güvenliği sorumluluğunu BOTAŞ’a ve bunun da tüm maliyetini Hazine’ye yüklemek anlamına gelmez mi? 
 
Bu sübvansiyonları yıllardır sürdürüyoruz. Zannediyoruz ki dar gelirli vatandaşı destekliyoruz, sanayicimizi koruyoruz. Öyleyse her yıl bütçeden harcanan milyar dolarlar helal-i hoş olsun diyoruz. Peki şimdi bunca veri tam tersini gösterirken, gerçekler bu kadar ortadayken, hakikaten böyle düşünmeye devam mı edeceğiz?..


Bu haber 3850 kez okunmuştur


Bu habere henüz yorum yazılmamış

İlk yorum yazan siz olun!








Köşe Yazarları