IMKB : 93.225 / 0,91 $ : 6,76 / 0,07 : 7,35 / -0,18 Altın : 358,71 / 0,11





Özel hukuk-kamu hukuku ayrımı
26 Eylül 2013 09:24


Ali Arif Aktürk


PAYLAŞ : Share/Bookmark

Geçen yıl Bilgi Üniversitesinin konuğu olarak ülkemizi ziyaret eden Nobel ödüllü matematikçi John Nash’i ilk olarak “Akıl Oyunları” filminde tanımıştım. Oyun Teorisini yıllar önce öğrenmiş olmama rağmen John Nash ismi ancak filmden sonra hafızamda yer etmişti. John Nash, geçen yıl ki ziyaretinde “Matematik adalettir” mealinde bir cümle sarf etmişti. Gerçekten de matematiğin adaletini hiç kimse bozamaz. Matematik belki de evrenin yaratıcısı olan Allah’ın adaletidir. Eşitliğin iki yanı her zaman eşittir. En basitinden 2+2=4 gibi ya da W=∫Fdx gibi ya da E=mc2 gibi. Pozitif bilimde kanun olarak ispatlanan şey evrensel olur. Aslında analitik düşünme yeteneği olan, pozitif bilimlerle uğraşan mühendislerden, matematikçilerden iyi de hukukçu olur sonucuna çıkabilir miyiz bilemiyorum ama Türkiye’de kanun, yönetmelik, tüzüklerin hazırlanmasında analitik yeteneği olan iyi hukukçulardan faydalanılması gerektiğini düşünenler arasındayım. 

 
Bu ülkede kamudaki yöneticiler sadece bugün değil, yıllardır özel hukuk ile kamu hukuku arasındaki ayrımı öğrenemediler. Geçmişte özel hukuk hükümlerine haiz doğal gaz alım satım sözleşmelerini, hükümetlerarası anlaşmalar zannedip değiştirilmesi için meclis onayını bekleyen yöneticiler, politikacılar, bürokratlar oldu. Halen de tarafların eşitliği prensibinde özel hukuk sözleşmeleri ile kamu yararını gözetmesi gereken devlet ile gerçek ya da tüzel kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen kamu hukukuna tabi sözleşmeleri karıştırıp duruyoruz. Kökenleri Roma hukukuna kadar giden kamu hukuku-özel hukuk ayrımı yapamadan kanunları çıkarmaya çalışıyoruz. 
 
6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 11. Maddesinin 2. Fıkrası “Bu Kanun ile kuruluş ve tescile ilişkin hükümleri hariç olmak üzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve özel hukuk hükümlerine tabi, Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketi ticaret unvanı altında bir anonim şirket kurulur. EPİAŞ, bu Kanun ve 6102 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olmayacak şekilde Kurum tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde hazırlanacak ana sözleşmenin ticaret siciline tescil ve ilanı ile faaliyete geçer.” diyerek EPİAŞ’ın özel hukuk hükümlerine tabi olarak kuruluşunu düzenlemektedir. (cümlenin içinde de özel hukuk hükümlerine tabi olduğu yazılıdır.) Bu kapsamda EPDK bünyesinde çalışmalar birkaç aydır devam etmektedir. Ancak EPİAŞ’ın Ana Sözleşmesi, EPDK’da Kurul tarafından onaylanıp yayınlanacak yönetmelik ile düzenlenmektedir. Bilindiği gibi şirketlerin ana sözleşmeleri özel hukuk hükümlerine haiz sözleşmeler olup tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenler. EPİAŞ’a da yüzde 30 oranında TEİAŞ, yüzde 30 BIST, yüzde 30 piyasadaki özel sektör ve yüzde 10’da BİST’in stratejik ortağı katılarak ortak olacaktır. Lakin bu müstakbel ortaklar arasında akdedilecek Ana Sözleşme-üzülerek söylemek gerekir ki- EPDK’nın bir yönetmeliği olacaktır. Yani bir şirketin ortakları kendi aralarında imzalamış oldukları Ana Sözleşmeyi genel kurullarında değiştiremeyecekleri gibi aralarında çıkacak uyuşmazlıkların çözüm yeri de herhalde Danıştay olacaktır. (Yönetmelik olması nedeniyle) Bu bir hata mıdır kararını okuyanlara bırakarak başka bir kamu-özel hukuk karmaşasına geçelim.
 
Bilindiği üzere Doğalgaz Piyasası Kanun tadil tasarısının Başbakanlığa gönderildiği basında da yer aldı. Bu taslakla “Lisans sahibi şirketler, bu Kanun kapsamında diğer lisans sahibi şirketlerle yapacakları işlemleri yazılı sözleşmeye bağlamak zorundadır. Sözleşme yapılmadan faaliyete başlanmaz. Doğal gaz piyasa faaliyetlerinde bulunan lisans sahibi tüzel kişiler arasında sözleşmeler Kuruma bildirilir. Yapılacak olan sözleşmelere ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından düzenlenir. Yapılan sözleşmelere ilişkin düzenlenen kağıtlar damga vergisinden müstesnadır” ifadesi yer almaktadır.  Anayasanın 48 maddesi sözleşme özgürlüğünü düzenler. Kişiler arasında yapılacak sözleşmeler yazılı olacağı gibi sözlü de olabilir. Sözleşmeler, kanunlara, yönetmelikler, tüzük, tebliğ ve genel ahlaka aykırı olmamak kaydı ile özgürce yapılabilir. Yazılı yapma zorunluluğu olmadığı gibi ticari bir akdin EPDK’ya bildirilmesi de gizlilik ihlali gibi hususlarda EPDK’ya ve çalışanlara sorumluluk ve yükümlülük yaratır. Lakin her şeyden çok daha önemlisi yapılacak olan sözleşmelere ilişkin usul ve esasların Kurum tarafından düzenlenecek olması hususudur. Hal böyle olunca sanırım sektörde faaliyet gösterecek şirketlerin arasındaki sözleşmelerde ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözüm yeri Danıştay olacaktır.  
 


Bu haber 6832 kez okunmuştur


Bu habere henüz yorum yazılmamış

İlk yorum yazan siz olun!








Köşe Yazarları